2026 Eylül Sinema Gündemi: Festivaller, Gişe ve Tartışmalar

2026 Eylül Sinema Gündemi

2026 yılının Eylül ayı, dünya sineması için sakin geçmedi. Bir yanda Avrupa’nın köklü festivalleri tartışmalar ve alkışlar eşliğinde sona ererken, diğer yanda Kuzey Amerika gişesinde devam filmleri ve yeniden çevrimler yeni bir kral doğurdu. Sinema gündemini yakından takip edenler için bu ay yaşanan birkaç olay, tek tek ele alınmayı hak ediyor.

San Sebastián Film Festivali: Mike Leigh’ın “Kuğu Şarkısı”

Eylül ayında Avrupa sinema dünyasının gündemini tek bir isim kapladıysa, o da Mike Leigh oldu. 83 yaşındaki İngiliz yönetmen, yeni filmi “Tender Loving Care” ile 74. San Sebastián Film Festivali’nde inanılmaz bir “üçlü zafer” elde etti: En İyi Film Altın Kabuk Ödülü, En İyi Senaryo Ödülü (bizzat Mike Leigh) ve En İyi Başrol Ödülü (Kate O’Flynn).

Film, sosyal hizmet görevlilerinin dezavantajlı gruplara verdiği desteği konu alan tipik bir Mike Leigh sosyal gerçekçilik yapıtı. Ancak bu kez ödüllerin arkasında ağır bir duygu vardı. Leigh, daha önce kaslarını etkileyen bir hastalığa sahip olduğunu açıklamış ve bunun son filmi olabileceğini ima etmişti. Kapanış törenine katılamayan yönetmen, video mesajıyla izleyicilere seslendi: “Sizinle birlikte olamadığım için çok üzgünüm. Bu ne büyük bir onur.”

Aynı festivalde büyük yankı uyandıran bir diğer yapım da belgesel “Naza” oldu. İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor’un çektiği film, 24 İsrail istihbarat görevlisiyle görüşerek Gazze saldırılarındaki sivil kayıpların ayrıntılarını ortaya koyuyor. Film, Avrupa Sinema Seyircisi Ödülü’nü kazandı ve kapanış töreninde salonda Filistin bayraklarının dalgalandığı an, gecenin en sembolik karelerinden biri oldu.

Toronto ve Ödül Sezonu Öncüsü: İngilizce Olmayan Filmin Zaferi

San Sebastián’dan önce Toronto Uluslararası Film Festivali (TIFF) de sona ermişti. İspanyol yönetmen ikilisi Javier Calvo ve Javier Ambrossi‘nin kuşaklar arası drama filmi “La Bola Negra”, TIFF’in en büyük onuru olan Halkın Seçimi Ödülü‘nü kazandı. Bu ödülün anlamı büyük: Film, “Neredesin?”den bu yana TIFF Halkın Seçimi Ödülü’nü kazanan ilk İngilizce olmayan film oldu. TIFF Halkın Seçimi Ödülü’nün geleneksel olarak Oscar En İyi Film yarışının en güçlü göstergelerinden biri olduğu düşünülürse, bu sonuç “La Bola Negra”yı bir anda ödül sezonunun favorileri arasına soktu. Netflix filmi satın aldı ve büyük çaplı sinema gösterimi ile Oscar kampanyası planlıyor.

Kore Gişesinde Tartışma: Tarihî Film Kırmızı Çizgiyi Aştı

Gözümüzü Asya’ya çevirdiğimizde, Eylül ayında Kore’nin en çok izlenen filmi “The Assassin(s)”, gişe şampiyonluğundan kamuoyu fırtınasına uzanan çalkantılı bir süreç yaşadı. Heo Jin-ho’nun yönettiği bu tarihî gerilim filmi, 1974’te dönemin Devlet Başkanı Park Chung-hee’ye yönelik suikast girişimini (bu olay First Lady Yuk Young-soo’nun ölümüyle sonuçlanmıştı) konu alıyordu. Film gösterime girdikten sonra günlerce gişe zirvesinde kaldı ve ilk hafta sonunda yaklaşık 1,2 milyon kişi tarafından izlendi.

Ancak tartışma da beraberinde geldi. Filmde bazı karakterlerin “suikastın arkasında başkanlık ofisi veya istihbarat teşkilatı olabilir” yönünde varsayımlar dile getirmesi, Park Chung-hee Anma Vakfı‘nın sert tepkisini çekti. Vakıf, filmin “tarihî trajediyi çarpıttığını” belirterek resmî özür ve gösterimin durdurulmasını talep etti. Ana muhalefet partisi Halk Gücü Partisi milletvekilleri de eleştirilere katıldı. Yapım ekibi ise filmin belirli bir siyasi amaç gütmediğini, “eserin yalnızca yaratıcı bir yapıt olarak görülmesi gerektiğini” savundu.

Tartışmanın gişeye doğrudan etkisi oldu: 28 Eylül’de “The Assassin(s)” ilk kez günlük gişe liderliğini kaybetti ve suç filmi serisinin final bölümü “Tazza: Song of Beelzebub” az farkla öne geçti.

Kuzey Amerika Gişesi: Korku Filminin “Yeni Kralı”

Kuzey Amerika pazarına döndüğümüzde, Eylül ayının en beklenmedik gişe olayı bir yeniden çevrimden geldi. Yönetmen Zach Cregger‘ın (Barbarian ve Weapons filmlerinin yönetmeni) çektiği yeni “Resident Evil” (Biyotehlike) filmi, ilk hafta sonunda 60,2 milyon dolar yerli gişe elde etti; yurt dışında ise 48,3 milyon dolar daha kazanarak küresel açılışını 108,5 milyon dolara taşıdı.

Bu rakam neden bu kadar çarpıcı? Çünkü film, Resident Evil serisinin 16 yıldır korunan yerli açılış rekorunu doğrudan kırdı. Önceki rekoru elinde tutan 2010 yapımı “Resident Evil: Afterlife”ın toplam yerli gişesi yalnızca 60,1 milyon dolardı. Yani Cregger’ın yeni versiyonu, üç günde neredeyse serinin önceki en yüksek toplam yerli gişesine ulaştı. Birçok kez yeniden çekilmiş ve son film serisinin gişesi giderek düşmüş bir marka için bu sonuç neredeyse herkesin beklentisinin üzerindeydi. Cregger’ın “Weapons” ile kazandığı “modern korku ustası” konumu, bu uyarlamaya yeterli çekim gücü kazandırmış görünüyor.

Dikkat Çeken Bir Arka Plan: İngiliz Dağıtımcının Çöküşü

Coşkulu gişe ve festival haberlerinin yanı sıra Eylül ayında pek de hoş olmayan bir haber geldi. İngiliz bağımsız dağıtım şirketi True Brit Entertainment resmen iflas koruma başvurusunda bulundu. Eski Lionsgate UK CEO’su Zygi Kamasa tarafından kurulan ve henüz üç yılını doldurmamış olan şirket, Hugh Jackman’ın başrolünde yer aldığı ve eleştirmenlerden olumlu not alan “The Death of Robin Hood” gibi yapımları dağıtmıştı; ancak İngiltere sinema dağıtım pazarının “son derece zorlu ortamına” direnemedi.

Bu belki de bir özet niteliğinde: 2026 sonbaharında dünya sinema pazarı görünüşte hareketli olsa da, bağımsız dağıtımcıların yaşam alanı giderek daralıyor. Büyük IP’ler ve devam filmlerinin yönettiği gişe düzeninde, izleyiciye başka bir seçenek sunmaya çalışan şirketler en büyük baskıyı hissediyor.


Mike Leigh’ın muhtemelen sona eren yönetmenlik kariyerinden “Resident Evil”ın gişe mucizesine kadar, 2026 Eylül’ü sinema dünyasının bölünmüş ama gerçek bir portresini çiziyor: Bir yanda festivallerde İngilizce olmayan filmlerin ve tarihsel yüzleşme temalarının yükselişi, diğer yanda ticari pazarda yeniden başlatılan IP’lerin güçlü hasadı. Ve bu ikisinin arasında, bağımsız dağıtımcıların çırpınışı ile Kore’de tarihî bir filmin yol açtığı toplumsal tartışma bize şunu hatırlatıyor: Sinema hiçbir zaman sadece eğlence değildir; her zaman dönemin ruh hâlinin bir kabıdır.

Yorum bırakın

Yukarı Çık